‘Ebeveyn yarası başımızın ezeli belası’
Ethem Baran, “Kırkikindiler Bittiğinde” romanında ebeveyn yaralarının hayatımızı nasıl etkilediğine odaklanıyor. İbresini baba yokluğunun bıraktığı izlere çeviriyor…
ÜMRAN AVCI - Ethem Baran imzalı “Kırkikindiler Bittiğinde”; bir ömrün bir güne sığdığı yüzleşme, hesaplaşma ve bitmeyen bir yas hikâyesi. Yer Ankara… Kırkikindi yağışlarının sonu. Şiirler yazıp bastıran İlhan, eski eşi Şermin’den intihar edeceğini söylediği bir telefon alır. Ki Şermin daha önce de ölmeyi denemiş, yine İlhan tarafından son anda kurtarılmıştır. Okur; İlhan’ın alelacele çıkıp onu kurtarmaya gideceğini düşünür. Ama hayır… İlhan pencere önünde dikilip bahçeyi izlerken geçmişe yolculuk eder. Babasının henüz çocukken bir başka kadın için annesini ve kendisini terk edişini hatırlar. Babalı yetimlikten, babasız yetimliğe savruluşunu düşünür. Sonra sevdiği kadınları hatırlar teker teker. Terk edilişlerini yaşar yeniden. Sonunda evden çıkar, otobüse biner, inince bir çay ve sigara içer. Şermin’in evine varana kadar aradan dört beş saat geçer…
■ İlhan ile çok eskilerden, 1994’ten tanışız aslında. “Kurutulmuş Gül Mevsimi”nden aşina olduğumuz İlhan neden bir roman kahramanı olarak çıkageldi?
İlhan’ın hikâyesini acıyla taşıdım içimde bunca yıldır. Okur da unutmadı onu. Yazdığım karakterlerle ahbap oluyorum ben. Onlar kulağıma yeni hikâyeler fısıldıyor, ben de kendi metinlerim arasında yolculuğa çıkıyorum. İlhan’ın gençliğini anlattığım yılların üzerinden çok zaman geçti ama sonraki yıllarını ben de merak ettim, bu kez roman oldu. “En iyi seyirci ödülü”nü verdiği tek kişilik oyunlarının çocuksu çığlıkları, pencerenin önüne koyduğu boşalmış ilaç şişelerinin görüntüsü, evinin arkasına kazdığı küçük mezarların başındaki dal parçalarının uğultusu ve 57 Chevrolet’nin silinen teker izlerinin boşluğu zihnimde yankılandı durdu yıllar boyunca. Ankara’da o yıllardan bugüne pek bir şey kalmadı diğer yandan. Gecekonduların yerini kentsel dönüşüm adı altında yıkım projeleri aldı. İlhan gibilerin yaşam alanları daraldı. Onlar da hem kendi içlerine hem evlere kapandı. İlhan’ın o evlerden birinde hikâyesinin devamını beklediğini biliyordum nice zamandır.

■ Şermin’e yardım etmek için neden harekete geçemiyor İlhan? Yaşadıklarının ağırlığı mı, artık takatinin kalmaması mı?
İlhan, elini nereye, neye atsa hayal kırıklığına uğrayan, boşlukla sınanan, içinde bulunduğu tünelden çıkamayan biri. İntiharlarla kuşatılmış bir evrende yaşıyor, kendi deneyimlediği ve gözünün önünde ona sunulan. O gün gelen telefon onun dönüşümünü tetikleyen son kıvılcım oluyor. Şermin’in çağrısına uyma konusunda bir anlamda geç kalma hakkını kullanıyor bu yüzden. Evet, dediğiniz gibi takati kalmıyor artık. Gözünün önünde yıllar yılı dolaşıp duran ve zorda kalmış kızları kurtaran kısa pantolonlu çocuk, bacağı dağlanan atla birlikte sahneden çekiliyor bir noktadan sonra.
■ “Köhne” romanınızda bir kadın oğlunu, bir oğul da annesini arıyordu. Bu romanda ibre baba yoksunluğuna evriliyor. Ama yine bir ebeveyn yarası…
“Köhne”den söz etmenize sevindim. Bildiğiniz gibi Köhne’nin ortadan kaybolan karakterleri bu romanda, İlhan’ın mahallesinde karşımıza çıkıyor. Ebeveyn yarası başımızın, insanlığın ezeli belası. İlhan’ın oğlu Attila da bu yarayı farklı biçimde taşıyor çocuk ruhunda. İlhan bilebildiği, yapabildiği, becerebildiği kadar bir baba figürü olarak okul penceresinin karşısında babalık nöbeti tutmasına rağmen o derin yara kanamaya devam ediyor.
■ Babayla kuramadığı ilişki İlhan’ın kadınlarla ilişkisini nasıl etkiliyor?
Henüz çocukken bir kanadı kırılan İlhan. Sonrasında kendini tek kişilik bir oyunun içinde buluyor ve kendi dışında herkesi kurtarmak için sahneye çıkıyor. Babadan oğula geçen acımasız, temelsiz, hatta aptalca bir terk ediş zincirinin halkası olmamak uğruna hayatını feda ediyor. Sırf bu yüzden hayat hemen yanı başından akıp giden trenler gibi geçerken seyirci olmaktan öteye gidemiyor. Sevmeyi seviyor. Aşka sonuna kadar bağlı ve en çok ona inanıyor.

‘İLHAN DA NE KADINLAR SEVİYOR AMA YOKLAR’
■ Ve romanın bir başka kahramanı var: Attilâ İlhan. Bu büyük şairin sizdeki yerini sorsam?
İlhan gibi benim de şairimdir Attilâ İlhan. Edebiyat sevgimi, ona bağlılığımı katmerlendiren isim. 1979 yılında, küçük bir taşra şehrinde kendi kendine okuyup yazan bir yeniyetmeyken TRT’deki “Çalar Saat” programında görünce çarpıldığım, Ankara’ya gelince kitaplarının peşine düştüğüm, yazdığı ne varsa hepsini okuduğum bir dev benim için. İlhan karakteri onun yarattığı yazı evrenine birebir uyuyor diye düşünüyorum. İlhan da ne kadınlar seviyor ama yoklar. İlhan da kimi sevse aynı kadın oluyor. “Üçüncü Şahsın Şiiri” onun çevresinde uğulduyor, “gar saat(ler)i” İlhan’a da aynı zamanı gösteriyor.
Bu Haberi Beğendin Mi?
0 kişiden 0 kişi beğendiSen de yorumunu yaz!
E-posta adresin gizli kalacaktır. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun *Haftanın Özeti
Son dakika haberleri, resimler, videolar ve özel röportajlar







